Halk Cephesi Uluslarası İlişkiler Komitesi Açıklaması: PDF Yazdır e-Posta
Aciklamalar - Aciklamalar
Salı, 18 Ağustos 2015 10:13

Halk Cephesi Uluslarası İlişkiler Komitesi Açıklaması:
18.08.2015
KÜBA’DA GÖNDERE ÇEKİLEN ABD BAYRAĞI “BARIŞ İÇİNDE BİR ARADA YAŞAMA” POLİTİKALARININ İFLASIDIR!


Yıl 2015, Küba’da ABD Büyükelçiliği açıldı. 1959’dan bu yana yani devrimden 54 yıl sonra Küba’da göndere ABD bayrağı çekildi. Che’ler o bayrağı gönderden indirmek için canları pahasına savaştılar. Emperyalizm tankıyla, topuyla, soyuyla, sopuyla 1959 yılında Küba’dan kovuldu. Ancak 14 Ağustos 2015 yılında Küba’da tekrar ABD Büyükelçiliği açıldı ve ABD bayrağı göndere çekildi.
Küba’da ABD Büyükelçiliği’nin açılışına ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez ve birçok devlet yetkilisi katıldı.   Ortadoğu’daki ve dünyadaki katliam politikalarının baş sorumlularından John Kerry “ Korkacak hiçbir şey yok, bu politikanın birçok faydası olacak. Vatandaşlarımız daha fazla ticaret yapmak için buraya gelecek ve birbirimizden bir çok şey öğreneceğiz.”  Kerry devam ediyor “ Bayrağın göndere çekilmesi sembolik birşey ama birçok şey temsil ediyor. Mesela 54 yıl sonra ilişkimizin normalleşmesini temsil ediyor.” ve Kerry bitiriyor “bu çok tarihi bir gün ve ben bugün Havana’da olmaktan çok memnunum”.. Fark edildiği üzere emperyalizmin temsilcilerinin ağzı kulaklarında, Küba’yı devrim öncesindeki fuhuş ve kumarahane “cennetine” çevirmek için ağızlarından salyalar akıyor. Emperyalistler mutlu çünkü Küba pazarı 59 yıldır kapalıydı, emperyalistler mutlu çünkü Küba Latin Amerika halklarına örnek bir ülke olmaktan çıkıyor. Emperyalistler mutlu çünkü yıllarca uyguladıkları ambargo, terör, psikolojik savaş taktikleri ile Küba Komünist Partisi’nin iradesini kırdılar ve Küba’da ABD bayrağı göndere çekildi..
ABD emperyalizmi bugüne kadar, 80 km uzağında yapılan devrimin hazımsızlığı ile Küba Sosyalist Devleti’ne her fırsatta saldırdı. Ekonomik ambargolarla Küba halkını baskı altına almaya çalıştı. Sabotajlarla, psikolojik savaş harekatlarıyla moralsizlik ve güvensizlik yaymaya çalıştı.  Küba halkı bütün bu saldırılara karşı direnerek karşı koydu.
Ancak bugün gelinen süreçte ABD bayrağı tekrar göndere çekilmiş, iki tarafın da deyimiyle “ilişkiler normalleşmiştir.” Bugün bütün dünya emperyalizmin ideolojik ve fiziksel kuşatması altındadır. Bu kuşatmanın sonucunda dünyadaki M-L örgütler silah bırakıyor, savaşan halklar uzlaşmaya zorlanıyor. ABD’nin yönetimlerinden memnun olmadığı devletler işgal ediliyor. İşte Küba devleti de bu tasfiyecilik süreci sonunda ülkesini emperyalizme açmıştır.
John Kerry ve emperyalistler ağzı kulaklarında açıklamalar yaparken, Küba ne diyor? Bilindiği üzere ihanet, teslimiyet ve uzlaşma politikalarını uygulayanlar bu durumu hiçbir zaman kabul etmezler. Teslimiyete ve uzlaşmaya kendi halklarını kandırabilmek için her zaman başka bir isim bulurlar. Bu kimi zaman barış olur, kimi zaman zafer, kimi zaman derin politik bakış, ne denirse densin elmaya armut demeye başlasanız da o her zaman elmadır!
Küba’lı diplomat Eladio Aguiar diyor ki: “Şimdi bazı hayalciler ve sığ düşünceliler bu gelişmenin Küba’da sosyalizmin sonu olacağını söyleyecektir. Hayır efendim!” Yine son derece tipik bir cevaptır.. Teslim olanlar, uzlaşanlar suçluluk psikolojisiyle önce bu politikalarına karşı çıkanlara küfretmeye başlarlar: “hayalciler,provokatörler, örümcek kafalılar vb.” Bu küfürler İrlanda’da IRA’nın, kraliçenin önünde önünü ilikleyen kesimi tarafından silahlı mücadeleyi savunanlara da söylenmiştir, uzlaşma politikalarını savunan PKK tarafından devrimcilere de… Bu politikalardaki teslimiyet ve uzlaşma da ortaktır, edilen küfürler de…
Her zaman söylüyoruz: ara yol yok, emperyalizm ve faşizmde kimsenin arada yaşama imkanı yok. Küba’yı bitiren, Küba’da ABD bayrağını tekrar göndere çeken, Fidel’in ve Küba Komünist Parti’sinin bu bir arada yaşam politikalarıdır. Küba, emperyalizmi kızdırmamak, emperyalizmle arasını bozmamak üzerine kurduğu politikalarıyla bugün ki süreci hazırlamıştır.
Bugün ki süreç bir anda ortaya çıkmamıştır. Diyalektiğe uygun olarak nicel birikimler nitel bir dönüşüme sebep olmuştur.  Küba 1960’larda Kruşçev’in revizyonist politikalarına destek olmuş, Küba-Sovyetler arasındaki en yakın ilişkiler revizyonist Kruşçev zamanında gelişmiştir. Küba Latin Amerika’da gerilla hareketlerine değil, bir tercih olarak reformist sol partilere destek olmuştur.  Küba FARC-EP’ye hiçbir zaman gerçek manada destek olmamış, FARC komutanlarından Marulanda Velez’in de söylediği gibi FARC’ı barışa Küba zorlamıştır. İşte bütün bu emperyalizmle “barış içinde birarada yaşam” politikaları birikerek, Küba’da ABD bayrağının göndere çekilmesi olarak karşımıza çıkmıştır.
Uzlaşanlar kendi politikaları önünde set olarak duranları “hain” ilan ederek,  tek doğru politikanın bu olduğunu söyleyerek, kendi politikalarını daha rahat uygulamak için eleştirileri çatlak ses olarak değerlendirir. Bugün olan da budur: “bazı hayalciler ve sığ düşünceliler” diyor Küba’lı diplomat, burada aslında sözü edilen Che’dir, Che’nin hayalleridir.
Küba devrimi öncesi Che ve Fidel arasındaki diyalog akıllardadır: “Che: Silahınız var mı? Fidel:Yok, Che: Yeterince adamınız var mı? Fidel:Yok, Che: Sen delirmişsin, Fidel: Biraz delilik her zaman iyidir, Peki ne diyorsun gelecek misin bizimle? Che: Gelirim ancak bir şartım var. Devrimden sonra Latin Amerika devrimi için bana izin vereceksin, Fidel: Sen benden de delisin!” Evet Che deliydi, evet 26 Temmuz hareketi hayalciydi, 82 devrimciyle yeterince silah olmadan, balıkçı teknesinden bozma bir tekneyle  Küba’ya devrim yapmaya gittiler. Küba’lı diplomat Auigular bunları söylerken aslında Che’nin devri kapandı diyor. Bunlar eskide kaldı diyor. Artık emperyalizmin güzelliklerini keşfettik, yeni bir kongre yapacağız ülkemizi emperyalizme açacağız diyor. Bunun adı da gerçekçilik oluyor..
Küba’nın yozlaşmış bürokratlarına karşı tarihin derinliklerinden bürokrasinin azılı bir düşmanı olan Che haykırıyor: “Gerçekçi olalım, imkansızı isteyelim”. Che tüm dünya halklarına sesleniyor: “Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayallerin gerçek olabilir”. Tarih Küba’nın politikasını geçmişte Fidel’in kurduğu cümleyle yalanlıyor: “Ben de bir hayalciyim, hayallerinin bir bölümünün gerçekleştiğini gören bir hayalci”..
Hayal olmadan, ilerici hiçbir eylem gerçekleştirilemez. Bir avuç Bolşevik kadro hayal etmeseydi Ekim devrimi gerçekleşmeyecekti. Ho Chi Min ve Vietnamlı devrimciler hayal etmeseydi, dünyanın jandarması emperyalizm asla yenilemeyecekti… Tarih halkların hayallerini gerçekleştiren devrimcilerin örnekleriyle doludur. Sorun nesnelliğe teslim olmamak ve hayali gerçekleştirecek cesaret ve kararlılığa sahip olmaktır. Bu cesaret ve kararlılık  ancak ideolojik netlik ile sağlanır. Küba bu ideolojik netliği uzun yıllar önce kaybetmiştir. Bütün mesele budur.
Biz Türkiye’li devrimciler olarak uzlaşma ve teslimiyet politikalarını halklara şirin göstermeye çalışanların önünde kalın bir set olmaya devam edeceğiz… Küba’daki uzlaşma politikalarına karşı Che’lerin “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm” sloganını yükselteceğiz! Che’nin “Emperyalizme asla güven olmaz!” sözü temel perspektifimiz olacak! Küba halkının yeri John Kerry’lerin yanı değil, Che’lerin cephe mevzisidir.. O büyük hayalimizi “devrimi” Dünyanın Türkiye’sinde gerçekleştirene kadar “kendi sandalyemizden”* asla kalkmayacağız!
Kahrolsun Emperyalizm Yaşasin Mücadelemiz!
HALK CEPHESİ ULUSLARASI İLİŞKİLER KOMİTESİ
*Dursun Karataş: “Biz kendi rotamızda yürümeye, kendi sandalyemizde oturmaya ve kafamızın üstünde kendi başımızı taşımaya devam ediyoruz.”