Ana sayfa

Eylem takvimi

Yürüyüş Dergisi 482. Sayısı Çıktı PDF Yazdır e-Posta
Duyuru - Duyuru
Cumartesi, 15 Ağustos 2015 08:42

482 nolu Yürüyüş dergisinin PDF'sini indirmek için TIKLAYIN

Yürüyüş Dergisi 482. Sayısı Çıktı

* HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: “NATO’yu Kuzey Irak'taki PKK hedeflerine yönelik operasyonlara karşı belirgin bir konum almaya çağırıyorum”

* KCK Eş Başkanı Cemil Bayık: “ABD arabulucu olsun; müzakereye oturulmazsa; ya iç savaş gelişir, ya da darbe”

* Onlar İşbirlikçi Tekellerle El Sıkışıyorlar

* Biz İşbirlikçi Tekellerin Kafasına Sıkıyoruz!

* Onlar Dünya Halklarının Katili Amerika’yı, NATO’yu, AB’yi Göreve Çağırıyor;

* Biz Amerika ve İşbirlikçi AKP’den Hesap Soruyoruz!

* KAHROLSUN AMERİKA VE İŞBİRLİKÇİ AKP!

* Suruç’un ve Günay Özarslan’ın Hesabını Sorduk, Soracağız!

* DİSK Genel-İş İşçisi Oya Baydak’ı İşten Atan, DİSK’in Kapısını İşçilere ve Devrimcilere Kapatan, İşi ve Onuru İçin Direnen Oya Baydak’a ve Devrimci İşçilere Linç Saldırısını Örgütleyen ve Uygulatan, Mafya Artığı Patron Sendikacıları... SENDİKALARDAN DEFOLUN!

www.yuruyus.biz

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

(Derginin PDF'sini okumak için linke tıklayınız: http://yuruyus.biz/pdf/pdf/482.pdf

Yürüyüş Susturulamaz!

Katilleri, Hırsızları, Halkın Ekmeğine Göz Koyanları, Çocuklarımızı Katledenleri Yazan Yürüyüş Dergisi Susturulamaz!

Biz Halkız! Ne bizi tüketebilir, ne de sesimizi kısabilirsiniz! Susmayacağız!

Yürüyüşe sahip çıkıyorum, Yürüyüş okuyorum diyelim, Yürüyüş okutalım.

Yürüyüş Dergisine ve kitaplarımıza ulaşmak için Ozan Yayıncılıkla iletişim kurabilirsiniz.

Ozan Yayıncılık Telefonu: (0-212) 536 93 44

Haftalık Dergi / Sayı: 482

16 Ağustos 2015

Fiyatı: 1 TL (KDV dahil)

www.yuruyus.biz

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

İÇİNDEKİLER:

* DHKC: Emperyalizmin kurbanı değil, celladı olacağız!

Suruç’ta katledilen 32 kişinin ve yoldaşımız Günay Özarslan’ın intikamını almak için; 1- 8 Ağustos 2015 tarihinde AKP’nin İstanbul İl binası savaşçılarımız tarafından silahla taranmış ve bir koruma görevlisi yaralanmıştır.

10 Ağustos 2015 tarihinde Amerika’nın İstanbul Konsolosluğu taranmıştır. Eylemi gerçekleştiren savaşçılarımızdan Hatice Aşık son mermisine kadar halk düşmanları ile çatışmış ve kurşunları bittikten sonra da taşlarla direnerek tutsak düşmüştür…

* Kürt halkının kaderi halk düşmanı NATO’da değil devrimci halk iktidarındadır!

Rojava’da Amerikan Öncülüğünde “Devrim” Yapanlar Türkiye’de NATO’yu Göreve Çağırıyorlar!

Bu nasıl komünistlik? Bu nasıl devrim yapmak?… “Rojava’ya devrim demiyorlar” diye devrimcilere saldırırsınız, devrimci sanatçılara saldırırsınız, konserini yasaklarsınız. Devrimci kurumları basar, molotoflar, yakarsınız. “Burası Kürdistan” diye devrimci faaliyetleri engellersiniz. Fakat NATO’yu davet edersiniz. AB, ABD emperyalistlerine “arabuluculuk” teklif edersiniz…

… 8 yaşındaki Cepheli de, 51 yaşındaki Cepheli de F tiplerinden çıkınca emperyalizmden, faşizmden hesap sormaya koşuyor. Bu Büyük Direniş’in zaferidir. TÜSİAD gibi burjuvazinin temsilcileri ile kucaklaşanlar, gülücükler saçarak pozlar verenler bunu nereden bilecek?

Halka umut olarak oligarşinin parlamentosunu gösteren, TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB temsilcileri ile el sıkışıp poz verenler emperyalizmin kanatları altında “Rojava’da devrim yaptık” diye emperyalizmle işbirliğini örtmeye çalışır...

Emperyalizmle aynı “koalisyon”da yer alarak Türkiye sol hareketine bir utancı daha yazdırdınız... Bu da Kürt milliyetçilerinin ve onların yedeğindeki reformizmin, oportünizmin tarihidir....

* “Teslimiyete karşı yüreğini çıkarıp fırlattı Hatice Abla...”

Bir karakol polisi. Onu bir apartmanın bahçesine sıkıştırmış elinde silahı yok ama düşmana taş buluyor taş atıyor. Alçak bir şarjörü yakın mesafeden boşaltıyor, sonra diğerini takıyor, onu da boşaltıyor, bu arada Hatice abla yaralanıyor ve düşüyor. Düştü ama düşene kadar taş atmaya devam etti. Çok güzel bir sahneydi silahı yoksa oturup beklemedi, taşla sloganıyla direndi teslim olmadı.

* Hatice Aşık’ın katledilmesine izin vermeyeceğiz!

10 Ağustos'ta ABD Başkonsolosluğu’na yönelik eylemden sonra katil polis tarafından vurulup hastaneye kaldırılan devrimci Hatice Aşık'ın katledilmesine izin vermeyeceklerini ifade eden kurum ve alanlar aynı gün yaptıkları açıklamalarla tepkilerini dile getirdi. Bu açıklamaların bir kısmını özetleyerek yayınlıyoruz.

* Halkların Katili Amerika: 50 milyon insanı göç ettiren, 23 bin insanı göç yollarında katleden emperyalizmdir!

Her gün haberlerde ülkemizdeki Suriyelileri görüyoruz. Köprü altlarında, parklarda yaşıyorlar, dilenmek zorunda kalıyorlar. Karınlarına girecek bir lokma bulmak için çöpleri karıştırıyorlar. “Görüntü kirliliği yapıyor” diye oradan oraya sürülüyorlar. İş bulanın emeği sömürülüyor, güvencesiz, karın tokluğuna çalışmak zorunda kalıyorlar. Yalnız ülkemizde değil; tüm dünyada göçmenlere reva görülen hayat bu. Kim ister böyle yaşamayı? Hiç kimse istemez. 50 milyon insan vatanlarını terk etmek zorunda kalıyorsa sorumlusu emperyalizmdir.

* Uzlaşarak değil; savaşarak, direnerek kazanabiliriz!

AKP faşizmi katlediyor, infaz ediyor, her alanda teslim olmaya zorluyor... Burada da bitirmiyor saldırılarını cenazelerimize el koymaya, cenazelerimizi nasıl defnedeceğimize karar vermeye çalışıyor. Bu saldırılarda dayatılan sadece fiziki imha değildir, manevi değerlerimize de saldırıyor, ideolojimizin mayasını çürütmeye kalkıyor.

Faşizme karşı korunmak istiyorsak faşizmle savaşmak dışında bir seçenek yoktur. Faşist AKP polisi, halkın inancını da hiçe sayarak cemevinin içine giriyor, morgun kapısına dayanıyor, cenazemizi kaçırmaya çalışıyor. Öldüresiye gaz atıyor... Halk bunun karşısında ne yapsın? Kendini korumak için silaha sarılması hak değil midir? Meşru değil midir? Elbette ki; güvenliği kalmayan bir halkın güvenliğini sağlamaya çalışması haklı ve meşrudur.

HDP'ye göre ne yapılmalıydı, cenazemizin kaçırılmasını mı beklemeliydik? Operasyonlarla yeni katliamların yapılmasını mı beklemeliydik? İşte Suruç Katliamı, Zergele Katliamı... Bu katliamların hesabını kim, nasıl soracak?

* Kürdistan’da Tek Yol Devrim: Uzlaşma teslimiyete, teslimiyet emperyalizmle bütünleşmeye evrilir!

Hemen her sayımızda uzlaşmacı, teslimiyetçi anlayışın ne olduğunu ve ne getireceğini anlatıyoruz... Bu anlayış halklar için kurtuluş değil, teslimiyetin, köleliğin yolunu açmaktadır...

Bu nedenle biz de atılan her adımın anlamını ve önemini yazmaya devam edeceğiz... Böyle bir anlayışın sıktığı kurşunların, yaptığı eylemlerin halkımızda boş beklentiler yaratması, daha büyük umutsuzluklara kapı aralayacağı için bu konuyu gerekirse tekrardan kaçınmamacasına anlatmaya devam edeceğiz.

* TAYAD’lı Aileler: Eğitim gücümüzdür

Eğitimi dar sınırlara hapsetmemeliyiz. Kimi zaman masa başında olur kimi zaman dağ başındadır eğitim. Bazen yaşanan bir olaydan çıkardığımız derstir. Kimi zaman okuduğumuz bir yazı, roman üzerinden çıkardığımız sonuçlardır. Gündeme dair yaptığımız bir tartışmadır. Kimi zaman yarattığımız bir olanaktır. Ama belirleyici olan eğitimin sürekli ve düzenli olmasıdır.

* Hayatın Öğrettikleri: Ailelerimizi örgütlemek için emek harcamalıyız!

Düzen bencil, yoz, çıkara dayanan bir hayatı yaşamamızı istiyor. Okul bitecek, sonra iyi bir meslek ve sonra denginde bir eş, istenilirse de çocuk ve sonra da ölüm. Düzen bize böyle bir yaşamın normal olduğunu benimsetir. Bu aşamalar yaşanırken düzen için en tehlikeli aşama gençlik dönemi olur. Çünkü henüz tam olarak etkileyememiştir gençleri. Düzenin etkisi altında yaşayan ve ölen insanlar olduğu gibi düzenin etkisinden kurtulan ve düzenin düşmanı haline gelen insanlar da var.

* Halkın Hukuk Bürosu: Yine susturamazsınız!

AKP iktidarı, olaydan 4 ay sonra açtırdığı bu dava ile muhalif gazetecileri hizaya getirmek istiyor. “Benim istediğim gibi gazetecilik yapacaksınız” dayatması yapıyor. “Hakimleri tutukladığım, savcıları kaçırttığım gibi seni de tıkarım dört duvar arasına, seni yok ederim” diyor gazetecilere. Siyasi partilerden, gazetecilere, yazarlara, hukukçulara kadar her kesime “benim dilimi kullanacaksınız, bana hizmet edeceksiniz” diyor. Bazı gazetelerde ve gazetecilerde karşılık da buluyor bu tehditler.

* 10 Soruda: Terörizm nedir?

Filistin'de El Aksa Tugaylarından bir feda savaşçısı eyleminden önce şöyle diyor: "Şunu biliyorum ki, tek başına bir tankı durduramam, beni saniyeler içinde yere serer, o halde kendimi bir silah olarak kullanmak zorundayım. Onlar bunu terörizm olarak adlandırıyor. Bence bu kendini savunma hakkıdır. Kimse özgürlüğü size hediye etmez, özgürlük için bazı fedakarlıklar yapmamız gerekir."

* Zaferler Kadar Yenilgilerin De, Başarılar Kadar Başarısızlıkların Da Öğretmenimiz Olduğunu Gösteren Topkapı Korsan Mitingi

Devrimci Sol, 1980 yazında “İşkence ve Faşist Teröre Karşı Mücadele Kampanyası” yürütür. Bu kampanyanın finali olarak, sadece İstanbul, Avrupa Yakası Mahalli Bölgeler örgütlenmesinin Topkapı Garajının önünde örgütleyeceği, geniş katılımlı, silahlı bir kitlesel korsan miting planlamıştır. Bu eylem aynı zamanda Nihat Erim’in cezalandırıldığı kampanyanın da doruğu olacaktır. Ancak eylem bununla sınırlı da değildir, çok yönlüdür. Gösterinin ana gövdesini oluşturacak olan yaklaşık 1000 kişi, Topkapı’daki dörtyolda sloganlarla, konuşma ve devrim andı ile gösteri yaparken, bütün yollar tutulup yakılacak, bu sırada Topkapı Surlarına büyük boyutlarda pankartlar ve Devrimci Sol bayrağı asılacaktır. Ayrıca garaj bölgesi içindeki bütün polis noktaları ve jandarma enterne edilip, polis noktaları yakılacak ve silahlarına el konulacaktır.

* Anadolu Cephesi: Düzene karşı mücadelenin bir ayağı da demokratik aileyi oluşturmaktır!

Unutmayalım ki, ailelerimiz de halktır ve halkımıza verdiğimiz emeği ailelerimize de vermekle yükümlüyüz. Onlar da düzenin baskısından, sömürüsünden, yozlaşmasından paylarına düşeni aldıklarından bencilleşmiş, apolitikleşmişlerdir. O nedenle bizi geriye çeken değil, zulme karşı mücadele etmezsen hakkımı helal etmem, diyecek seviyeye getirmeli ve demokratik aileler yaratmalıyız. Bunu yapamıyorsak da en azından tarafsızlaştırmalıyız. Bizi aç, yoksul ve cahil bırakanlara karşı ailelerimize bilinç kazandırmak en azından vicdani sorumluluğumuzdur.

* Devrimci İşçi Hareketi: Bu işçi ve devrimci düşmanı, patron sendikacılarının işçilere, halka verebilecekleri hiçbir şey yoktur!

Kani Beko, Remzi Çalışkan ve Arzu Çerkezoğlu’nun pratiklerine bakın. İşçi sınıfının mücadelesini ilerleten tek bir şey göremezsiniz. Aksine Kani Beko ve Remzi Çalışkan’ın tarihleri işçileri satma tarihidir. Ama artık işçileri satmakla kalmamışlar, ellerine devrimci kanı bulaşmıştır. Egemenlerin elinde bile bir utanç tablosu olan LİNÇ SALDIRISINI örgütlemişlerdir. Suçları büyüktür. Bu suç ve utançla DİSK’in başında, Genel-İş’in başında olamazlar. Onların yönetimindeki DİSK ve Genel-İş çürümüştür. Çürüyen bu patron sendikacıları aynı zamanda çürütmektedir. Sendika üyelerinden ve çevrelerinden linç güruhu çıkartmışlardır.

Bu patron sendikacıları kendi cephelerinde nettirler. Halen işledikleri suçu savunuyorlar. Sol çevreler, Demokratik kitle örgütleri linç güruhuna destek olmaktan vazgeçmelidir.

* Soma, Ermenek yetmedi! AKP, madenlerde yeni katliamların onayını verdi!

Şimdi AKP iktidarı daha fazla Soma, daha fazla Ermenek yaşanacak olmasına aldırış etmeden 2006 yılında çıkarılan yönetmeliğe uyma zorunluluğunu 2020 yılına erteledi. Soma Katliamı’ndan sonra aynı acıların tekrar yaşanmayacağına dair birçok söz verdiler. Yasa çıkarıyoruz dediler. Maden ocaklarında çalışma koşullarını düzeltiyoruz dediler. Hepsi yalan!

Bırakalım düzeltmeyi, 2006 yılından daha geriye götürdüler. Yeni katliamlara onay verdiler! Patronlara, “Siz yeni sistem kurup masraf yapmayın üç-beş işçinin ölmesiyle bir şey olmaz. ‘Bu işin fıtratında var’ der, işin içinden çıkarız.” dediler.

Ne kader, ne fıtrat. Her şey işçilerin canı, kanı pahasına elde edilen milyon dolarlık servetler uğruna. Kader, fıtrat açıklamaları tepkileri dindirmek ve susturmak için inançların sömürülmesinden başka bir şey değildir.

* KESK, TTB, ve TMMOB’a; kendinize “emek örgütü” diyorsanız neden linççilerden hesap sormuyorsunuz!

Madem Suruç’ta katledilen gençler için bu kadar üzüntü ve ve öfke duyuyorsunuz aynı öfkeyi Hatice Aşık’ı katletmeye çalışanlara neden duymuyorsunuz? Üstelik Hatice’nin eylemi aynı zamanda Suruç’un hesabını sormak içindir...

SORULARIMIZIN CEVAPLARINI VERMENİZİ BEKLİYORUZ. CEVAPLARI VERMENİZ, SADECE HALKA VE SUÇLAMALARDA BULUNDUĞUNUZ DİH‘E KARŞI SORUMLULUĞUNUZ GEREĞİ DEĞİLDİR.

AYNI ZAMANDA KENDİNİZ İÇİN, KENDİ DEVRİMCİLİĞİNİZİ VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEKİ YERİNİZİ SORGULAMANIZ İÇİN GEREKLİDİR.

Doğrulara sahip çıkmanın ne olduğunu, devrimci sorumluluğu, halka karşı sorumluluğu büyütmenin ne olduğunu anlamanıza hizmet edecektir. Devrimci değerlere sahip çıkmaya, çürümeye yozlaşmaya karşı durmaya, sonuç olarak sizi büyütmeye hizmet edecektir....

* Direnişimizi herkese duyuracak, CHP’li işçi düşmanlarını teşhir edeceğiz!

* Sol’un Köşe Taşları: Kirli olan senin beynindir

Ülkemizde halka saldırıların yoğunlaştığı her dönemde aydın geçinen komplocuların mutlaka devrimci eylemlere saldırmak gibi bir gelenekleri vardır.

Kadir Cangızbay, 8 Ağustos tarihli Birgün’deki köşesinde bu süreçteki devrimcilere ve devrimci eyleme küfür etme rolüne sahip çıkmış görünüyor. Kadir Cangızbay, kendi deyimiyle "ABD Büyükelçiliği intiharcısından savcı Kiraz’ın odasını basanlara" kadar tüm devrimci eylemleri yapanların gerçekte polisin takibi altında olduklarını söylüyor. Kendini bilmezlik, komploculuk, cahillik devrimci eylemler karşısında panikleyen aydın geçinenlerde zaman zaman karşılaştığımız bir özelliktir.

Ama iş orada kalmıyor. Kadir Cangızbay savcı Kiraz’dan hesap sorulması eylemini "kirli" buluyor. Pragmatist, kışkırtıcı, benmerkezci, komplocu, pervasız ve sorumsuz Cangızbay her gün beşer onar insanımızın katledildiği, adaletsizliğin tek ölçü olduğu, faşizmin halka alabildiğine zulüm uyguladığı bir ülkede devrimci bir eyleme "kirli" diyebilecek keyfi ve komplocu bir kafaya sahip.

* Röportaj: “Günay’ın teslim olmama iradesinden korktular”

Saatlerce bizi olay mahalline almayan polis bir anda çekildi. Aslında olay mahallini mühürlemeleri gerekirdi. Delillerin toplandığı eve bir anda onlarca basın mensubu ve tanımadığımız kişiler girdi. Bunu da bilerek yaptılar. Çünkü bizim tekrar savcılıktan keşif yapma talebimizin önüne geçmek ve yeniden uzman incelemesinin yapılmaması için bunu yaptılar. Bir anda herkes olay yerine girdiğinden uygun delil toplama imkanımız ortadan kalktı. Buna rağmen biz imkanımız verdiği oranda keşif yapmaya çalıştık.

Yaptığımız keşif sonucunda tespitimizi başta söylersek yaşanan bir katliam...

* Ülkemizde Gençlik: Seher Şahin kavgamızda yol gösteriyor! Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Seher Şahin çalışması

* Kamu Emekçileri Cephesi: AKP faşizmine, sürgüne gönderme, işten atma cesareti veren KESK’in icazetçi, uzlaşmacı sendikacılığıdır

KESK, AKP iktidarının kamu çalışanlarına bu kadar pervasız saldırmasının, haklarını bu kadar pervasız gasp etmesinin, sürgünlerin, soruşturmaların, işten atmaların, üye kaybetmesinin nedenlerini dışarıda değil, kendi icazetçi, uzlaşmacı sendikal anlayışında ve politikalarında aramalıdır.

KESK’in işi, mevcut koşullardan, iktidardan ve de MEMUR-SEN’den şikayet etmek, durum tespiti yapmak değil, durumu değiştirmek, kamu emekçilerinin sorunlarına çözüm üretmektir. Onların ekonomik-demokratik, sosyal ve siyasal haklarını korumak ve geliştirmektir. Faşizmin saldırılarına karşı militan direnişler örgütlemek, kitleleri eğitmektir. Ve bu gün KESK bütün bunlardan çok uzaktır.

* Halkın da adaleti var! Herkes unutsa bile biz unutmayacağız!

* ABD ve Küba uzlaşmada bir adım daha attılar, karşılıklı elçilik açacaklarını açıkladılar

“Emperyalizme teslim olmaktansa bu adayı batırırız” kararlılığını asla unutmamalıdır Küba. Bu kararlılık ne sadece Fidel Castro'ya ne de diğer Küba yöneticilerine aittir. Bu kararlılık asıl olarak bir bütün olarak 400 yıldır sömürgeciliğe karşı direnen, elde silah savaşıp sosyalizmi kuran, yaşatan ve “GEREKİRSE YİNE DAĞLARA ÇIKARIZ” diyen Küba halklarına aittir.

Küba, yüzünü bu geleneğe dönmeli ve sosyalizmin sorunlarını yine sosyalizmin içinde, halkla birlikte çözme yoluna girmelidir. Che'nin şu sözünü asla unutmamalıdır Küba yöneticileri:

“Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da her çarpışmada, düşmandan ele geçirdiğimiz silahlardan başka silahımız olmadan, acıyla denenmiş halkın yardımından başka yardım görmeden ve önümüze koyduğumuz yüce amaçtan başka dayanağımız olmadan, tek başına savaşı sürdüreceğiz.”

* Halka karşı savaşın yeni biçimi, ilan edilmemiş olağanüstü hal, özel güvenlik bölgeleri!

Özel güvenlik bölgeleri uygulamasının geçerli hukuki dayanağının olması, bu uygulamanın doğru olduğu anlamına gelmez. Yasal olabilir ama asla haklı ve meşru değildir. Faşizmin, ülkenin en ücra köşelerine kadar pervasızca uygulanması, halkın dizginsiz bir terörle sindirilmesinin zeminidir. Aynı zamanda da düzenin halktan korkusunun büyüklüğünü göstermektedir. Halklar, egemenlerin kendilerinden korktukları kadar güçlüdür. Çünkü kendi topraklarında yaşam hakkını savunmakta haklı ve meşrudurlar. Yasa ne derse desin, halkın hayat hakkını savunması, bunun için direnmesi ve savaşması düzenin hukuk sınırlarına hapsedilemez.

* Avrupa’da Yürüyüş: Enternasyonal devrimci Steve’in direnişi direnişimizdir!

* Kulağımıza Küpe Olsun

"Özgürlük adına ve tüm insanlık için omuzdan ayrılmaya hazır başın üzerinde iktidar kuracak güç yoktur.”

Hristo Botev

* Yitirdiklerimiz...

“Biz, her zaman gerçeklerden güç alan insanlar olduk. Hep gerçekleri bütün çıplaklığıyla görmek istedik. Gördüğümüz gerçek karşısında ne dehşete düştük, ne şaşkınlığa kapıldık, ne de ne oldum delisi olduk. Hep halk için daha iyi olanı arayıp bulduk, yapmayı istedik, ölçümüz hiç değişmedi, rotamız hiç şaşmadı, ama hep kendimizle yarıştık...”

Gülnihal Yılmaz

* Öğretmenimiz

Faşizmin saldırılarına karşı daha çok örgütlenmeliyiz.

Faşizme karşı olan, saldırıların hedefi olan, düzenle çelişkileri olan tüm sınıf ve tabakaları, tüm halkı örgütlemeyi hedeflemeliyiz.

Çocuklardan kadınlara, yaşlılara, esnaflara herkese gitmeliyiz.